Takip et, tablet PC Kazan

İK Blog  |  

İş arama, CV hazırlama, iş görüşmesi, kişisel gelişim
gibi konular üzerine İK Blog yazıları...

Kelimelerin Gücü

Yazar: Ece Erkal     Tarih: 08/10/2012


Etiketler: kişisel gelişim, psikoloji

Kelimelerin Gücü-Ece Erkal - CVyolla.com


Bu yazı biraz da gündemimizin etkisiyle şekillendi. Malum son birkaç gündür, bir süredir sınırımızda ve komşu bir ülkede gelişen olaylar neticesinde yeniden savaş ve barış kavramlarını konuşur hale geldik. Bütün bu gelişmeler üzerine savaşı isteyen hatta çözüm olarak gören insanların da varlığını kabul ediyor, her açıdan barış taraftarı biri olarak görüşlerine saygı duymakla yetiniyorum. Bu yazımda barış taraftarı olanların haykırışları ve isteklerini nasıl ifade ettiklerine yönelik görüşlerimi kendi sorumluluğumu alarak aktarıyorum.

Barış isteyenlerin çoğunluğunun gerek sosyal medyada gerekse sokaklarda hala "Savaşa Hayır!" söylemi ile karşı duruşlarını gösterdiklerine şahit oluyorum. Kelimelerin gücüne inanan ve bu güçle insanların yaşamlarını değiştirmelerine rehberlik eden biri olarak öncelikle şunu düşündüm. Bu ülkede pek çok NLP uzmanı var, her geçen gün özellikle büyük şehirlerde koçluk, bireysel gelişim, danışmanlık, eğitim üzerine oluşumlar bir araya geliyor, kurumlar açılıyor, raflar olumlama ve pozitif düşünce üzerine kitaplarla dolu. Peki, biz bu işin içinde olanlar, neyi nerede yanlış yapıyoruz da hala daha bu kadar insan "Barışa Evet!" demek yerine "hayır"larla yürümeye devam ediyor?

Ne ekersek onu biçiyoruz. Bu hem davranışsal hem de düşünce boyutumuzda geçerli. Düşüncelerimiz duygularımızı oluşturuyor ve bu duygularımızın yönlendirmesi ile de eyleme geçiyoruz. Bütün bu olumlu düşünce üzerine olan öğretiler de aslında bizi, olumsuz yönde etkileyen özellikle de bilinçaltında kayıtlı ve bilinçli olarak farkında olmadığımız düşünce kalıplarımızdan özgürleştirmek üzerine kurulu. Bu yaklaşımlar temel olarak iki yönteme dayalı olarak çalışıyor. Birincisi, dilin doğru kullanımı, her kelimenin istenilen yeni duruma uygun olarak olumlu yönde özenle seçilmesi; ikincisi ise, seçilen yeni düşünce kalıplarının düzenli bir şekilde tekrar edilmesi.

Ben burada kelime seçimlerimiz ve bizi rahatsız eden durumları ifade edişimiz üzerinde durmak istiyorum. Bugün, hala daha olumlu düşünmeye bir tür Polyannacılık olarak bakan, çekim yasası gibi kavramları ticari amaç güden, yeni ve geçici bir akım gibi gören insanlar olsa da; fizik de artık neye odaklanırsak onu yaşamımıza çektiğimiz konusunda hem hemfikir hem de buradan hareket ederek daha pek çok gizemi çözmek için yola devam etmekte. Özetle, nasıl davranıyorsak öyle tepki alıyor, ne düşünüyorsak ona göre olay, kişi ve durumları yaşıyoruz. Seçtiğimiz kelimeler de; tüm dış dünyaya odaklandığımız düşüncelerimizi yansıtan araçlar olduğuna göre, ağzımızdan çıkan her sözcük yarattığımız gerçeğin aslında kendisi. Belki sosyal medyada rastlamışsınızdır. "Eğer başarırsak terörü lanetleyerek bitiren ilk ve tek olacağız" şeklindeki paylaşımlara. Söylediğimiz her şey yarattıklarımızı devam ettirmeye yarıyor sadece. Bu nedenle ne istiyorsak onu dillendirmemiz önemli.

Gerek çevremde gerekse de müşterilerimden gördüğüm kadarıyla çoğunluk ne istemediğini gayet iyi biliyor. Bir dokunuyorsunuz gerisi malum. Bir adım ötesinde, "peki senin asıl istediğin şey ne, olmak, durmak istediğin yer neresidir?" diye soruyorsunuz, karşılığında çoğunlukla bulanık yanıtlar alıyorsunuz. Ne istemediğinizi bilmek elbette önemlidir. Bu sizin sınırlarınızı, belli konularda tahammül ve esneklik limitlerinizi, duruşunuzu ortaya koyar. Diğer yandan, çözüm istedikleriniz noktasından gelir, karşı durduklarınızdan değil. Sokağın ortasında ağlayıp kendini yerden yere atan bir çocuk hayal edin. Yanında annesi olsun ve çocuk onun getirdiği her öneriye "hayır" desin ve kadın "peki ne istiyorsun o zaman?" diye sorduğunda da daha fazla ağlayarak karşılık versin. Ne kadar itici ve yorucu bir durum değil mi? İşte biz de, sürekli ve genel olarak karşı durduğumuz olaylara, fikirlere, nesnelere, kişilere odaklandığımızda; ister Tanrı diyin, ister evren diyin, onun nezdinde aynen bu çocuk gibi sürekli itiraz edip ağlayan bir çocuk gibi duruyoruz. Yemeğe çıkmak istiyorsunuz sevgilinizle, o da önerdiğiniz her yere itiraz ediyor, "sen bir şey söyle o zaman hayatım" diyorsunuz, "bilmiyorum" diye yanıt veriyor. Hevesiniz hala aynı noktada mı ya da olay çözümlendi mi? Hiç sanmıyorum.



Ne istediğinize odaklanmak her şeyden önce, karşı durduğunuz noktayı daha kapsamlı görmenize yardımcı olur. Bir şeye "hayır" demektense neye "evet" dediğinize baktığınızda; fikrinizi, duruşunuzu sağlamlaştırmak için daha çok merak eder, sorgular, araştırırsınız, esnersiniz, karşı tarafta kabul edilebilir noktaları da görürsünüz. Bir şeye "hayır" dediğinizde çözüm olarak sadece tek bir alternatif geliştirirsiniz. "Evet" dediğiniz noktaya yönelirseniz enerjinizi çözüm seçeneklerinizi arttırmak için kullanırsınız. Hatırlayın, çözüm; en az 3 seçeneğinizin olması durumunda gelir, 2 seçeneğinizin olması bile aslında seçimsizliktir ve siz "evet"e odaklandığınızda seçenekleriniz artar. İlk başta seçenek yaratma hali, zor gibi gelse de, yeni bir şeyler ortaya çıktıkça bu durum daha da keyifli hale gelir. Oysa "hayır" dediğiniz nokta sizi dar bir açıda kalmaya zorlar. Bir şeye "hayır" derken mi, yoksa "evet" derken mi kendinizi güçlü hissettiğinizi test edin. Direndiğiniz nokta sizi belli bir yere kadar güçlü kılar ve tek bir noktaya yapılan etki, onu eninde sonunda bir yerde kırılma, kopma noktasına götürür. Oysa istediğiniz noktayı vurgulamak; istemediklerinizden yola çıkarak anlatsanız bile, sizi çok daha iyi ifade eder ve en önemlisi karşı taraf için ortaya niyetinizi koyar, çözümün bir parçası olmak için adım attığınızı gösterir, bunun sonucunda da güven kazanırsınız.

Ne istediğinize odaklanmak ayrıca sizi şikayet etmek noktasından sorun tanımlama noktasına taşır. Şikayet etmek, kısaca hiçbir sorumluluk almadan dışımızdaki her şeyi, olan bitenden sorumlu tutmaktır. Sorunu ifade etmek ise bizi rahatsız eden durumları, sadece bizi etkileyen kısımları ile suçlayıp yargılamadan, nesnel bir şekilde ortaya koymak, ifade etmektir. Bu da bizi değiştirebileceğimiz şeyler konusunda hem inisiyatif hem de sorumluluk almaya götürür ve yine çözümün bir parçası yapar. İş yerinizde şu ana kadar patrona, çalışma arkadaşlarınıza, işlerin yapılışına kızdınız, lanet ettiniz, söylendiniz, etraftakilere şikayet ettiniz. Peki, bu size ne kazandırdı? Bunun yerine henüz ortaya çıkmayan ve kimsenin fark etmediği güçlü yanlarınız, sizin aklınızda daha iyi bir yol ve çözüm mü var? Söylenmek yerine bunları göstermek ve paylaşmak için neler yapabileceğinize odaklanabilir misiniz? Efendim? Sizi dinlemezler mi? Bu da bir şikayet farkında mısınız? İsterseniz bir yolunu elbette bulursunuz. Siz ve yaşamınız gün boyu ne düşündüğünüzle doğrudan ilişkili. Bunu biraz içselleştirin, irdeleyin yeterli. Büyüklerimizin dediği gibi, "bir şeyi 40 defa söylersen olur". Ya da felaket tellalı Murphy kanunları gibi, "korktuğun şey başına gelir." Bütün bunlar neye odaklanırsak onu çektiğimize dair onca sözden en duyulmuş olanları. Siz tüm yaratıcılığınızla çözüm yollarına, istediğiniz yöndeki değişime ve yapabileceklerinize odaklanın. Önce deneyin.

Ben sadece ülkemde değil, tüm dünyada barış hayal eden, sadece insanlarla insanların da değil, insanla tüm yaşamın barışması taraftarı biri olarak bugün "Barışa Evet!" diye haykırıyorum. Bunun için kendi bireysel sorumluluğumu alıyor ve ne yapabilirim diye düşünmeye, merak etmeye, öğrenmeye devam ediyorum. Işığa odaklanın, umutlarınıza, değerlerinize, önceliklerinize, yapabileceklerinize, olumlu düşünce ve duygularınıza, hayallerinize, hedeflerinize, sorumluluklarınıza. Çözüm için yerinizi alın. "Evet"in gücünü deneyimleyin. Hem kendiniz hem de tüm dünya için güzel bir gelecek yaratma potansiyelinize sahip çıkın.

Sevgimle,

Etiketler: kişisel gelişim, psikoloji



Kelimelerin Gücü-Ece Erkal - CVyolla.com


Yazar hakkında bilgi:
Ece Erkal - CVyolla.com İK Blog sayfasında İnsan Kaynakları makaleleri yazıyor.
Ece Erkal
Bireysel Gelişim Uzmanı
eceerkal@gmail.com

ODTÜ İşletme mezunu. Dokuz Eylül Üniversitesi Pazarlama Bölümü yüksek lisans sahibi. Bankacılık sektöründe uzun yıllar çalıştı. Şu anda bireysel gelişim uzmanı, kariyer koçu ve yaşam koçu olarak çalışıyor.


Yazara ait diğer yazılar:
+ Ne Arıyoruz?
+ Bırakın Olsunlar
+ Mesleğimi Seçiyorum
+ Valla Öyle Bir Batırdım ki
+ Ben Olsam...
+ Sürekli Motivasyon Mümkün mü?
+ Ne Çektik Be!
+ Kim Olmak İstiyorum?
+ Yeni Yıla Girerken
+ Kızgınım Öyleyse...
+ Ülkemizin genç gurur kaynağı Eren Başbuğ ile ilk söyleşi
+ Belirlemek mi, Gerçekleştirmek mi?
+ "Olmalı mı, Olmamalı mı"nın Ötesinde
+ Prestijli bir meslek proje yazarlığı üzerine bir söyleşi
+ Outplacement üzerine bir söyleşi
+ Senin Oyunun Hangisi?
+ Eğlence sektöründe bir yenilik: "Bar Catering"
+ Banu Onuk ile Öğrenci Koçluğu Üzerine Bir Söyleşi
+ Taylan Demirkaya ile Girişimcilik Üzerine Bir Söyleşi
+ Beyaz mı, Siyah mı?
+ Başarmış mıyım? Olmuş mu?
+ İş Arıyorum: Seçilen miyim, Seçen mi?
+ Nedir Şu Farkındalık Dedikleri?
+ Aradığınız İş mi, Yoksa Kendiniz mi?

+ Yazara ait tüm yazıları görüntüle >>


İnsan Kaynakları uzmanlarına ait kariyer hayatına dair yazılar

Yazarlar