Takip et, tablet PC Kazan

İK Blog  |  

İş arama, CV hazırlama, iş görüşmesi, kişisel gelişim
gibi konular üzerine İK Blog yazıları...

İş Arıyorum: Seçilen miyim, Seçen mi?

Yazar: Ece Erkal     Tarih: 22/02/2012


Etiketler: kariyer planlama, iş arama, iş seçimi

İş Arıyorum: Seçilen miyim, Seçen mi?-Ece Erkal - CVyolla.com


İş arama ve işe personel yerleştirme, içinde aynı anda pek çok tarafın bulunduğu bir iletişim ve pazarlama sürecidir. Pazarlama sadece ticari faaliyetlerle sınırlı bir alan değildir. Taraflar kendi değerleri ve öncelikleri doğrultusunda ihtiyaç, beklenti ve isteklerini ortaya koyarlar. Pazarlama, tüm bunların karşılıklı olarak karşılanması amacıyla fikir, ürün ya da hizmetin ortaya konulması, yaratılması ve değişimini içeren faaliyetler bütünüdür. İş arama sürecinde iş arayan kişi, yeteneklerini, deneyimlerini, potansiyelini, eğitimini, uzmanlığını, karşı tarafın ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla sunarken; işveren de, adaya, bu sunulanların en verimli şekilde değerlendirilebileceği, katma değeri ve sorumluluğu olan bir görev sunar.

Bugüne kadar değişik kaynaklarca, iş arayanlara özgeçmişlerini nasıl hazırlamaları, mülakatlarda ve bu süreçte nasıl davranmaları gerektiği konusunda pek çok şey söylendi veya yazıldı. Diğer adaylar arasından nasıl fark yaratacağınız, işverenlerin nelere dikkat ettiği, nasıl konuşacağınız, hangi soruları hangi yönde yanıtlarsanız daha uygun bir aday olacağınız, nasıl giyineceğiniz konularında bilgiye her an her yerde ulaşabiliyorsunuz. Peki, bu iş arama sürecinde tüm sorumluluk ve "-meli -malı"lar sadece iş arayanlara mı aittir? Elbette ki, hayır. Bu bir iletişim süreci olduğuna göre, doğal olarak; ilanı veren işverenden, bunu yayımlayan medya kurumuna, başvuran adaylardan, sizi görüşmeye davet eden kişiye kadar, bu sürece dahil olan herkesin bir sorumluluğu bulunmaktadır. İş arayanlar dışındakilere ait sorumlulukların daha az gündeme gelmesinin pek çok nedeni vardır. Bunlardan en önemlisi hiç şüphesiz, iş arayanların mevcut iş olanaklarına göre sayıca daha fazla olması ve adaylar arasında artan bir rekabetin bulunmasıdır. Bu nedenle de, iş arama sürecinin çift taraflı bir iletişim olduğu göz ardı edilmekte, işverenin sunduğu fırsatların ve işverenin bu süreçteki tavrının ve süreci kendi açısından nasıl yönettiğinin de aday tarafından sorgulanabileceği unutulmaktadır. Bunun sonucunda da, kendini uygun göstermek zorunda olan tarafın sadece ve sadece adayda olduğu düşüncesi ve inancı benimsenmiş ve yaygınlaşmıştır.

Bu süreçte adaylar nezdinde yaşanan olumsuz deneyimlere kariyerle ilgili bazı forum sitelerinde rastlamak mümkün. Saygı çerçevesinde ve etik değerlere bağlı kalınarak yapılan her türlü paylaşım, hem adaylar hem de dikkate almayı tercih ederlerse kurumlar için bir değişim ve gelişim fırsatı sunacaktır. Hatta benim beklentim, görüşme olumsuz sonuçlansa bile bu süreci profesyonelce yönetmiş ve aday açısından aslında olumlu deneyim yaşatmış kurumların daha çok paylaşılması ve konuşulmasıdır. Olumlu örnekler, adayların "mecburuz inancını" beslemeyecek, tam tersi özdeğer ve özgüvenlerini arttıracaktır.

Yaşanan deneyimlerin paylaşılmasının yanında, bu düşüncenin veya inancın değişmesi öncelikle adayların bu konuda bilinçlenmesi ile başlar. Söylendiği üzere giyiniyor, davranıyor, konuşuyorsunuz, özgeçmişinizi kabul görmüş standartlara göre hazırladınız, diğer yandan da hak etmediğiniz davranışlarla veya sorularla karşılaşıyorsunuz ve buna sırf iş ihtiyacı içinde olduğunuz için katlanıyorsanız, o zaman yeteri kadar bilinçli bir aday değilsiniz demektir. Başkalarının bize nasıl davranacağını ancak biz onlara öğretebiliriz ve bunun için gereken yerde de sınırlarımızı koyabilmeli hatta bunu bazen saygı çerçevesinde davranışlarımızla da ifade edebilmeliyiz.

Siz nasıl özgeçmişiniz, giyim ve tavrınız, yanıtlarınızla karşı tarafa bir ipucu veriyorsanız, işveren de size bu süreçte, potansiyel çalışma ortamınız, arkadaşlarınız ve kurum kültürünüz açısından pek çok yolla pek çok ipucu verebilir. Burada tamamen kendi deneyimlerimden esinlenerek hazırladığım ve sizin de yararlanmayı seçebileceğiniz bazı sorular yöneltiyorum size.



İlanlara nasıl bir gözle bakıyor ve seçiminizi hangi kriterlere göre yapıyorsunuz? Çalakalem hazırlanmış bir ilan ile özenle hazırlanmış, detayları belirtilmiş bir ilanı ayırt edebiliyor musunuz ya da bu sizin başvurunuzu etkiliyor mu? Çok iyi derecede yabancı dil bilgisi gerektiren bir pozisyon için bir ilan Türkçe verildiği takdirde özgeçmişinizi hangi dilde göndermeyi tercih ediyorsunuz? Görüşmeye davet edildiğinizde, hangi saatte arandığınıza, kiminle görüştüğünüze dair bilgi verilip verilmediğine, randevu detaylarınızın veriliş şekline, tercih edeceğiniz ulaşım şekline göre size yol tarifinin verilip verilmediğine dikkat ediyor musunuz, yoksa nasıl olsa bir görüşme geldi gerisini hallederim diyip şükür mü ediyorsunuz? Telefonla mülakat yapılacağı belirtildiğinde size bir gün ve saat aralığı veriliyor mu, yoksa siz bütün gününüzü cep telefonunuza bakarak mı geçiriyorsunuz? Diyelim bir zaman belirlendi, belirtilen zamanda aranıyor musunuz, ya da aranmaz iseniz size geçerli bir neden belirtiliyor mu?

Size tanıdıklarınızı referans göstermemeniz söylendi değil mi? Evet, objektif bir değerlendirme gerçekten önemli. Bugüne kadar referanslarıyla övünmeyen, bunları internet sitesinde gururla paylaşmayan bir tane şirkete rastlamadım. Bu bize o şirket hakkında olumlu şeyler söyler, işlerin büyüklüğü hakkında bir fikir verebilir. Peki, eğer şirketin sektörü uygunsa, son kullanıcısı bireysel tüketiciyse o firmayı tüketicilere soruyor musunuz? Şikayet sitelerinde ne kadar yer almış, sorunlar ne kadar sürede ve nasıl çözümlenmiş, ne kadar dikkate alınmış gibi unsurlar seçiminizi etkiler mi ya da kurumun müşterisine yaklaşım tarzı çalışanına da ne kadar değer verdiği konusunda size bir fikir verebilir mi? Ya da bizzat siz o şirketin müşterisi olarak bir sorun yaşadıysanız bu sizin başvuru sürecinizi nasıl etkiler?

Görüşmeye gittiğinizde, görüşmeniz belirtilen saatte başlıyor mu, nasıl bir ortamda bekletilip ağırlanıyorsunuz, diğer çalışanları gözlemleme şansınız var mı? Eğer varsa, nasıl bir çalışma ortamı? İnsanlar gülümsüyor mu? Size yardımcı mı oldular yoksa "kimsiniz?" der gibi sorgular bir şekilde mi yaklaştılar? İçerisinin ışıklandırma, havalandırma sistemi nasıl, yeterli mi? Beklerken, sizden ayrıca bir başvuru formu doldurmanız isteniyor mu? Bu formda arabanızın markası sorulursa, eğer varsa arabanız, bu soruya yanıt verir misiniz? Teknik bir alanda çalışmak üzere görüşme yapıyorsanız sizin yetkinliğinizi ölçümleyebilecek düzeyde biri ile mi görüşüyorsunuz? Nasıl bir ortamda görüşme gerçekleşiyor? Sık sık bölünüyor mu konuşmanız, telefonlar ya da odaya girip çıkanlarla? Görüştüğünüz kişinin masa düzeni nasıl, dağınık mı yoksa hiç iş yapılmıyormuş izlenimi verircesine boş ve düzenli mi?

Görüşmeniz bitti, size ne kadar zamanda ve hangi yolla geri dönüş yapılacağına dair bilgi veriliyor mu? Zaman ayırdığınız ve görüşme için size teşekkür edildi mi? En önemlisi, olumsuz bir sonuç için size geri dönüş yapıldı mı?

Bu soruların elbette ki doğru, yanlış, uygun, kabul edilemez gibi yanıtları yok. Bu soruların tamamını dikkate alabilirsiniz, ya da tamamen kendi değerleriniz doğrultusunda başka türlü değerlendirme ve gözlemler yapabilirsiniz. Ya da hiçbir şey yapmayabilirsiniz. Bu değerlendirmeleri yapıp yapmamayı tercih etmek bizi başka bir noktaya taşıyor aslında. Kendime biçtiğimiz değeri fark edebilmek noktasına. Hak etmek ve layık olmak çoğu zaman aynı anlamlarda kullanılsa da özünde aralarında ciddi bir fark var. İstisnasız herkes, sadece bir özgeçmişten, nerdeyse modası geçmiş bir takım sorulara verdiği yanıtlardan, bir özellikler listesini karşılayıp karşılamadığından ibaret değildir. Mutlu, huzurlu ve emeğin maddi olarak da karşılığının alındığı bir çalışma ortamına herkes layıktır. Bunu hak etmek ise, hedef belirleme, yetkinlik, deneyim, emek, azim ve istek gerektirir. İş arama sürecinde, adayların profesyonelce sunması gereken, o işi hak etmek için neler yaptıkları ve neler yapabileceğidir. Adayların kendilerine nasıl bir işi layık gördükleri ise, bu süreçte işverenin tavrını belirleyecektir. Değer görmek, önce kendi değerini bilip ona sahip çıkmakla başlar. İş arama süreci de bu değeri göstermek ve paylaşmak için sunulmuş fırsatlardan biridir. Her iki taraf da, bu süreçte hem seçen hem de seçilen olduğunun farkına vardığında, hem sorumlulukları konusunda daha özenli davranacaklar, hem de daha eşit bir iletişim içinde olacaklardır.

Değerinizin ve bu süreçteki rolünüzün önemini bilin. En iyiyi hedefleyin ve buna layık olduğunuza inanın. Geri kalan her şey bunu hak etmek için atacağınız adımlardan ibaret, keyfini çıkarın.

Sevgimle,

Etiketler: kariyer planlama, iş arama, iş seçimi



İş Arıyorum: Seçilen miyim, Seçen mi?-Ece Erkal - CVyolla.com


Yazar hakkında bilgi:
Ece Erkal - CVyolla.com İK Blog sayfasında İnsan Kaynakları makaleleri yazıyor.
Ece Erkal
Bireysel Gelişim Uzmanı
eceerkal@gmail.com

ODTÜ İşletme mezunu. Dokuz Eylül Üniversitesi Pazarlama Bölümü yüksek lisans sahibi. Bankacılık sektöründe uzun yıllar çalıştı. Şu anda bireysel gelişim uzmanı, kariyer koçu ve yaşam koçu olarak çalışıyor.


Yazara ait diğer yazılar:
+ Ne Arıyoruz?
+ Bırakın Olsunlar
+ Mesleğimi Seçiyorum
+ Valla Öyle Bir Batırdım ki
+ Ben Olsam...
+ Sürekli Motivasyon Mümkün mü?
+ Ne Çektik Be!
+ Kim Olmak İstiyorum?
+ Yeni Yıla Girerken
+ Kızgınım Öyleyse...
+ Ülkemizin genç gurur kaynağı Eren Başbuğ ile ilk söyleşi
+ Kelimelerin Gücü
+ Belirlemek mi, Gerçekleştirmek mi?
+ "Olmalı mı, Olmamalı mı"nın Ötesinde
+ Prestijli bir meslek proje yazarlığı üzerine bir söyleşi
+ Outplacement üzerine bir söyleşi
+ Senin Oyunun Hangisi?
+ Eğlence sektöründe bir yenilik: "Bar Catering"
+ Banu Onuk ile Öğrenci Koçluğu Üzerine Bir Söyleşi
+ Taylan Demirkaya ile Girişimcilik Üzerine Bir Söyleşi
+ Beyaz mı, Siyah mı?
+ Başarmış mıyım? Olmuş mu?
+ Nedir Şu Farkındalık Dedikleri?
+ Aradığınız İş mi, Yoksa Kendiniz mi?

+ Yazara ait tüm yazıları görüntüle >>


İnsan Kaynakları uzmanlarına ait kariyer hayatına dair yazılar

Yazarlar