Takip et, tablet PC Kazan

İK Blog  |  

İş arama, CV hazırlama, iş görüşmesi, kişisel gelişim
gibi konular üzerine İK Blog yazıları...

Ülkemizin genç gurur kaynağı Eren Başbuğ ile ilk söyleşi

Yazar: Ece Erkal     Tarih: 17/10/2012


Etiketler: söyleşi, başarı

Ülkemizin genç gurur kaynağı Eren Başbuğ ile ilk söyleşi-Ece Erkal - CVyolla.com


20 yaşında bir orkestra şefi, ülkemizin genç ve üstün yeteneklerinden, Dream Theater ve Jordan Rudess gibi müzisyenlerle çalışan, bir yandan Berklee College of Music'te burslu olarak eğitimini sürdüren Eren Başbuğ ile ilk söyleşi

Hazırlayan: Ece Erkal

*Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
Ben Eren, 8 Mart 1992 doğumlu olarak yirmi yaşındayım, müzisyenim, sanatçı bir ailenin tek çocuğuyum. Dört yaşımdan beri piyano çalıyorum, nasıl başladığımı hatırlamıyorum bile, kendimi bildim bileli müzikle uğraşıyorum. İlkokuldan üniversite ikinci sınıfa kadar Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi'nde klasik müzik eğitimi aldım, ilk-ortaöğretim ve liseyi birincilikle bitirdim, iki sene Başkent Oda Orkestrası'nın şefliğini yaptım, daha sonrasında da Berklee College of Music'e tam burslu kabul edildim. Yurtiçi ve yurtdışında klasik müzik çerçevesinde çeşitli ustalık sınıflarına ve yarışmalara katıldım, bir çok alanında uzman müzisyen ile çalışma fırsatım oldu. Son iki yıldır Dream Theater ve Jordan Rudess ile çalışmalar yapmaktayım ve halen Berklee'de eğitimime devam ediyorum.

*Şu anda Berklee College of Music'te "Film Scoring" ve "Electronic Production & Design" üzerine eğitiminize devam ediyorsunuz. Bize biraz bu kavramlardan ve bu konudaki hedeflerinizden bahsedebilir misiniz?
Film Scoring bölümünde, sadece film ile kısıtlı olmamak üzere hareketli görsel sanatlara nasıl müzik hazırlanacağı üzerine çalışıyoruz. Bestelemek sadece işin bir kısmı, biz müzikal süreçte yer alan herkesin görevini üstlenebilecek donanımda kendimizi hazırlıyoruz; bestecilik, düzenleme, orkestra şefliği, notaların hazırlanması, bestelenen müziğin kaydedilmesi, bilgisayar ortamında düzenlenmesi, senkronize edilmesi, ve işin görsel kısmındaki insanlarla nasıl çalışılacağını öğreniyoruz.

Electronic Production & Design bölümünde ise, müziği büyüteç altına alıp ses boyutunda çalışıyoruz, ve elektronik ekipmanlar ile öncelikle ses ve daha sonrasında bu seslerle nasıl müzik ya da müziğe yardımcı elementler üreteceğimizi, nasıl kaydedileceğini, işleneceğini öğreniyoruz.



Bu iki bölümde de kendime müziğin çeşitli alanlarında donanım sağlıyorum ve eğitimim sonlandığında kendime seçenek hazırlıyorum, iş alanında yer bulmak için. Hayatımın sonuna kadar film müziği bestecisi olmak ya da ses mühendisi olmak gibi bir hedefim yok, fakat mutlaka bunları bir noktada elbette yapmak ve yaptığım her ne iş olursa olsun bu bölümlerdeki hakimiyetimi dahil etmek gibi daha genel bir hedefim var.

*Küçük yaştan itibaren müziğin içindesiniz ve bu alanda pek çok başarınız var. Diğer yandan, daha çok Dream Theater müziklerine yaptığınız orkestra düzenlemeleri ile tanındınız. Bu proje nasıl ortaya çıktı ve gelişti?
Bilkent'te her ne kadar klasik müzik dinleyerek çalışarak ve çalarak büyüdüysem de, kulaklıklarımda çalan müzikler her zaman çok farklı tür müzikleri de içeriyordu, özellikle progressive rock ve progressive metal. Yapmaktan en çok hoşlandığım şeylerden biri olarak dinlediğim müzikleri her zaman fırsat buldukça çalarım piyanoda, fakat bu tür ve diğer tür müziklerle uğraşıyor olmam her nedense ne arkadaşlarım ne de öğretmenlerim tarafından pek normal karşılanmıyordu, daha çok 'gürültü' ve 'basit müzik' dinlediğim üzerine yorumlar alıyordum ve zamanımı, zihnimi boşa harcadığımdan yakınıldım hep. Diğer yandan sessizken çok sessiz, sesliyken çok sesli bir insan olarak, okul hayatım boyunca pek çok sorunumu ve şikayetimi hep açıkça dile getirmiş fakat bundan daha ileriye sistem gereği gidememiştim ve bu konuda eleştiriliyordum, konuşup bir pratikte bir şey yapmadığım (aslında yapamadığım) için. Bir başka noktada ise, Dream Theater ya da benzer bir müzik dinlediğim zaman hissettiklerimi ifade etmek, sadece tekrar dinleyerek ve bunları hissedebiliyor olmanın mutluluğunu yaşıyor olmak yetmiyordu bana, mutlaka kendim, hatta daha fazla kişiyle de çalmak istiyordum, ve bir şekilde içimde o insanlara yaptıkları bu müzik için bir çeşit teşekkür etme fikri oluşuyordu her zaman.

Bunların hepsi aklımdayken, bir gün çok radikal bir sorgulamadan geçtim kendi kendime, 'keyif' için dinlediğim müziğin ve 'iş' için yaptığım müziğin farklı türler olduğunu fark ettim ve neden sevdiğim müziği icra etmediğimi düşündüm ve yap-boz gibi oturdu her şey daha sonrasında. Bir konser düzenleyecektim, öyle ki; dinlediğim müziğin gürültü değil müzik olduğunun altını çizecek, elle tutulabilir bir proje gerçekleştirip pratikte de bir şeyler yapabilecek güçte olduğumu ve yapabileceğimi gösterecek, en sevdiğim müzikleri sadece kendi başıma değil, arkadaşlarımdan oluşan bir grupla icra edecek ve tabii ki kaydedip, internete koyup benim gibi bu müziği seven herkesle paylaşıp en sonunda asıl kişilere, Dream Theater'a ulaşmayı deneyecektim.

Sadece 40 dakikalık bir sahne performansı için Nisan 2009'da ilk notaları yazmaya başlamamdan Aralık 2009'da arkadaşlarımla birlikte kurduğumuz Çağdaş Gençlik Senfoni Orkestrası ile birlikte konseri vermemize kadar şu ana kadar ki hayatımın en stresli zamanlarından birini geçirdim, çok detayına girmek istememekle birlikte konserin gerçekleşmemesi için elinden geleni yapan, engel olmak isteyen ve yardımcı olmak istemeyen, hevesimi kırmaya çalışan her pozisyonda çok fazla kişi ve durumla karşılaştım. Nitekim konser başarılı oldu ve aynı zamanda benim için tam bir dönüm noktası oldu; bütün en başta hedeflediklerimi başardım, o ana kadar ki çıktığım en keyifli konserdi, ve her zaman kulağımda çalan müzik her neyse, onunla profesyonel olarak uğraşmam gerektiği kanaatini getirdim.



*Bunun sonrasında Jordan Rudess ile bir araya geldiniz. Birlikte yaptığınız mevcut çalışmalarınızdan ve ilerisi için olan projelerinizden de bahsedebilir misiniz?
O zamanki imkanlarımla kaydettiğim ve kendim düzenleyip hazırladığım konser görüntülerini internete koyduktan bir buçuk ay sonra Jordan ile yine internet üzerinden tanıştım. "Explorations for Keyboard and Orchestra" isimli bestelediği eserin orkestrasyonunu yaptım ve dünya prömiyerinde Kasım 2010, Caracas - Venezuela'da, Orquesta Sinfonica Juvenil del Chacao (Chacao Gençlik Senfoni Orkestrası) ve kendisiyle birlikte sahnede şef olarak yer aldım. Ocak 2011'de birlikte NAMM Müzik Fuarı'na katıldıktan sonra, aynı eserin yine benim yazdığım iki piyano düzenlemesinin ve başka parçaların da dahil olduğu bir çift klavye konserinde Tarrytown - New York'da, Dream Theater'dan James LaBrie'nin de katılımında ikinci piyano olarak yer aldım, Jordan da birinci piyano olmak üzere karşılıklı sahneye çıktık.

Jordan için yaptığım düzenlemeler haricinde, en son yaptığım çalışma olarak Dream Theater'ın muhtemelen kışın piyasaya sürülecek olan yeni DVD kaydında seslendirilmiş dört tane yaylı kuartet yazdım. İlerisi için henüz planlanmış bir proje olmamakla birlikte, her an tetikte beklediğimi de eklemek isterim.



*Orkestra şefliği; iş dünyasında, bütün içinde farklı yeri olan sesler arasında uyumu sağlaması ve yönetmesi açısından özellikle liderlik kavramı için sıklıkla metafor olarak kullanılır. Siz, orkestra şefliğini nasıl tanımlıyorsunuz?
Müzisyenlere ve genel olarak sanatçılara hep ayrı bir gözle bakılır bilirsiniz, daha hassas, daha inişli çıkışlı oldukları ve herhangi bir durumda kendi hallerine bırakılmaları söylenir hep. Tek bir müzisyen insanın bu şekilde tanımladığınızı düşünün, şimdi bunu elli ile veya yetmiş ile çarpın, bütün o müzisyen bireylerin siz tam podyuma çıktığınızda gözlerinizin içine baktığını düşünün. Tabii, bu çok küçük bir parçası, sadece şef olmayan birini oraya koysak ne ile karşılaşacağını anlatmak istedim biraz.

Orkestra şefliğine sözlük tanımı hariç Eren'in gözünden bakarsak; liderlik, risk, sorumluluk, müziğe, sanata ve genel kültüre tartışmasız bir hakimiyet, profesyonel bir iş ahlakı, sosyal mühendislik, psikolojik savaş, biraz kuklalık ve çaresizlik olarak tanımlayabiliriz.



Orkestra şefi, bir insanın bilinci gibidir, içgüdüleri, duyguları ve mantığı tek tek dinler, kontrol altında tutmaya çalışır, birbirine bağlar ve hepsinin birleşiminden tutarlı bir yapı ortaya çıkartmaya çalışır. Herkesin pek beklemediği son dört tanımlamamdan bahsetmek istiyorum özellikle.

Çok fazla insandan, -tekrar altını çizerek söylüyorum- müzisyenden, sanatçı bireyden, sadece sizin söylediklerinize, hareketlerinize ve seçimlerinize uymaları, bu doğrultuda hareket etmeleri konusunda her an yönerge veriyorsunuz. Seçtiğiniz kelimeler, mimikleriniz, ifadeleriniz, hareketleriniz, bakışlarınız, kısaca orkestradaki her bir bireyin sizden alacağı veriler, sizin onların gözünüzdeki otoritenizi ve dolayısıyla istediklerinizi almanızı sağlar ve bu bence sosyal mühendisliğin mükemmel bir örneğidir, ve başarısız olanları, gerçek hayatta sosyal mühendislik başarısızlığının bir eş değeri olarak, orkestra da gerçekten hunharca harcayabilecek güçtedir. İnsanlarla nasıl çalışacağınızı bilmek de bir sanattır ve orkestra şefliği bunun hatasız yerine getirilmesini gerektirir.

Ama nitekim orkestra şefi de insandır, kimliği, kişiliği ve duygularıyla birlikte bir bireydir. Orkestra şefliği ve orkestra müzisyenliği benim için aynı oranda bir kimlik ve kişiliktir, prova salonundan içeri girdiğiniz anda her kimseniz, kimlik kartınızı dışarıda bırakır, içerideki kimlik kartınızı takar ve o kimlik olursunuz. Orkestra şefi şef olmak zorundadır içeride, ve gerekenleri yerine getirir, ama bu insanlığından ödün vermesi anlamına kesinlikle gelmez ve tam tersine insanlarla çalıştığını unutmaması gerekir. Bu çok büyük bir psikolojik savaş hissi benim için. Ayaklarınızı yere çok sağlam basmalısınız, öyle ki çok büyük bir grup farklı benliği ve kişiliği yönetmek, birlikte hareket etmelerini sağlamak, olası bir krizi yönetmek, doğru hamleler yapmak, duygularınıza kapılıp tepkilerinizi elden kaçırmamak, bir diğer yandan müziğin gerektirdiğini yerine getirmek ve bunların hepsi aynı anda gerçek zamanlı hesaplayıp yerine getirmek zorundasınız.

Orkestra şefliği kuklalıktır biraz da, önünüzde duran sayfalardaki müzik ve sağ üst köşede ismi yazan besteci de sizin kuklacınızdır. Kuklacı her ne istiyorsa onu yapmak durumundasınız, onun istediği her şeyi, en ufak detayı mükemmel bir şekilde orkestradaki insanlara aktarmalı, nasıl icra etmeleri gerektiğini söylemeli ve hepsini bir arada tutmalısınız. Önünüze gelen müziği, kapıdan dışarıda bıraktığınız kişiliğiniz olarak sevmiyor olabilirsiniz, ama orkestra şefi olarak sanki kendi bestelediğiniz müzikmişçesine iyi bilmek, anlamak, en iyisini çıkartmalısınız, bütün bunlara rağmen eserin yorumunun size ait olduğunu satır aralarına gizlemelisiniz ve podyumdan indiğiniz anda gözünüz kapalı bir şekilde karşınızdaki bütün insanların bunları kusursuz yapacağına, yapmaları için elinizden gelen her şeyi yaptığınıza güvenmek zorundasınız. Bu noktada giriyor işte çaresizlik hissi, odanıza döndüğünüz andan itibaren yapabileceğiniz hiç bir şey yok kendi kendinize müziği hayal edip ifadelerinizi hareketlerinizi çalışmak haricinde. Bir enstrümancı gibi, olmayan bir yeri tekrar tekrar çalışamazsınız ya da bir kez daha dinleyemezsiniz, provalarınızı iyi aldıysanız aldınız, her şekilde karşınızda durmadan bir şeyler dikte ettiğiniz insanlara güvenmek zorundasınız.

Kısacası, insan psikolojisine hakim olmanın yanı sıra, genel kültüre, tarih bilgisine, sanatın hem işitsel hem görsel alanında bilgiye, ve enstrümanların teknik bilgisine derinlemesine sahip olmak, eseri doğru yorumlamak ve bu yorumu müzisyenlerin enstrümanlarından doğru teknikle çıkartmalarını sağlamak, ve son olarak, bütün bunları ve bunların sorumluluğunu taşıyabilecek güçlü bir benliğe sahip olmaktır orkestra şefliği, benim için.



*Müzikle ilgili en büyük hayaliniz nedir?
Bana ilham veren bütün müzisyenler gibi, bir gün benim müziğimi dinleyen insanlara aynı ilhamı verebilecek kadar müzisyen olabilmeyi, yaptığım çeşitli tür müzikler sayesinde istediğim hayat standartlarında yaşayabilmeyi ve elbette dünyanın çeşitli yerlerinde mümkün olduğunca çok çeşitli sahnelerde sevdiğim insanlarla birlikte sahne alabilmeyi diliyorum kendim için.

*Son olarak, yeteneği doğrultusunda ve sevdiği işi yapan biri olarak, henüz iş yaşamında aradığı doyumu bulamayanlara ne söylemek istersiniz?
Hiç bir zaman bulamayacaklarını (: ve bunu olumsuzluk olarak değerlendirmek yerine bir sonraki hedeflerine ulaşmak için bir itici güç olarak kullanmaları gerektiğini, arayışlarından asla vazgeçmemelerini ve bulmak için mantığı asla elden bırakmamalarını söylemek isterim. Adı üstünde, doyum - doymak, yemek yedikten sonraki gibi. Sabah uyandığınızda hep acıkmış olursunuz bütün hayatınız boyunca dünyanın en güzel yemeklerini yemiş içeceklerini içmiş olsanız da. Hayatta kalmak istiyorsanız açlık hissinizi yitirmeseniz iyi olur!



*Başarılarınızın artarak devamını diler, çok teşekkür ederiz.
Ben de çok teşekkür ederim.

Etiketler: söyleşi, başarı



Ülkemizin genç gurur kaynağı Eren Başbuğ ile ilk söyleşi-Ece Erkal - CVyolla.com


Yazar hakkında bilgi:
Ece Erkal - CVyolla.com İK Blog sayfasında İnsan Kaynakları makaleleri yazıyor.
Ece Erkal
Bireysel Gelişim Uzmanı
eceerkal@gmail.com

ODTÜ İşletme mezunu. Dokuz Eylül Üniversitesi Pazarlama Bölümü yüksek lisans sahibi. Bankacılık sektöründe uzun yıllar çalıştı. Şu anda bireysel gelişim uzmanı, kariyer koçu ve yaşam koçu olarak çalışıyor.


Yazara ait diğer yazılar:
+ Yapay Zeka Rakibim Olursa
+ Ne Arıyoruz?
+ Bırakın Olsunlar
+ Mesleğimi Seçiyorum
+ Valla Öyle Bir Batırdım ki
+ Ben Olsam...
+ Sürekli Motivasyon Mümkün mü?
+ Ne Çektik Be!
+ Kim Olmak İstiyorum?
+ Yeni Yıla Girerken
+ Kızgınım Öyleyse...
+ Kelimelerin Gücü
+ Belirlemek mi, Gerçekleştirmek mi?
+ "Olmalı mı, Olmamalı mı"nın Ötesinde
+ Prestijli bir meslek proje yazarlığı üzerine bir söyleşi
+ Outplacement üzerine bir söyleşi
+ Senin Oyunun Hangisi?
+ Eğlence sektöründe bir yenilik: "Bar Catering"
+ Banu Onuk ile Öğrenci Koçluğu Üzerine Bir Söyleşi
+ Taylan Demirkaya ile Girişimcilik Üzerine Bir Söyleşi
+ Beyaz mı, Siyah mı?
+ Başarmış mıyım? Olmuş mu?
+ İş Arıyorum: Seçilen miyim, Seçen mi?
+ Nedir Şu Farkındalık Dedikleri?
+ Aradığınız İş mi, Yoksa Kendiniz mi?

+ Yazara ait tüm yazıları görüntüle >>


İnsan Kaynakları uzmanlarına ait kariyer hayatına dair yazılar

Yazarlar