Takip et, tablet PC Kazan

İK Blog  |  

İş arama, CV hazırlama, iş görüşmesi, kişisel gelişim
gibi konular üzerine İK Blog yazıları...

İnsan Kaynakları Nedir ki?

Yazar: Gülçer Yılmaz Aydın     Tarih: 13/12/2012


Etiketler: insan kaynakları

İnsan Kaynakları Nedir ki?-Gülçer Yılmaz Aydın - CVyolla.com


İnsan Kaynakları yönetimi alanında profesyonel olarak çalıştığım uzun bir dönemi geride bıraktım. İnsan, bireysel tarihinin bir parçası aynı zamanda ve bugün, geçmişin izlerini taşıyor önemli ölçüde. Ama ne zaman, nerede durup, nereye baktığımız gördüklerimizi de epeyce değiştirebiliyor, geçmişe dair bile...

Şimdi durduğum yerden geride bıraktığım çalışma günlerime bakınca, kimi zaman gülümseten, kimi zaman hüzünlendiren, hatta hala üzen bir yığın yaşanmışlık geçiyor gözlerimin önünden. Bugün hatırladıklarım, mesleğimin sıkıntılarına dair oldu nedense. "İnsan kaynakları" deyince akla gerçekten ne geliyor, merak ettim, artık hem içerden hem dışarıdan görebilen bir göz olarak.

İnsan kaynakları deyince, tüketilmek üzere istihdam edilen "kaynak" mı, yoksa insanları birbirine kaynaştıran/bütünleştiren "eylem" mi hatırlanmalı önce? Hatta dışarıdan bakanların,"davulun sesi uzaktan hoş gelir" deyimi gibi şaka ile karışık "insan kaymakları" mıdır?

Özel sektör dışında, mesela kamu kesiminde, tarımda, ticarette insan kaynakları, bizim deyimimizle İK denince akla ne gelir? Sanırım pek fazla bir şey değil...

Geçmiş yıllarda "Çocuklar Duymasın" dizisindeki Meltem karakteri ile kulaklara kaçan kar suyunu saymazsak tabii... Hala tekrarlarının yapıldığı bu dizi karakteri, öne çıkan kadın kimliği ile çalışma hayatında olduğunu pek de fark ettirmeyen zaman kullanımıyla, sadece birilerini işten çıkardığı zamanlara yapılan vurguyla, çok fazla kazanan, bol para harcayan, ayakları pek yere basmayan tiplemesiyle, mesleğimizin imajına katkı mı sağlamıştır yoksa zarar mı vermiştir, pek emin değilim.

Genellikle büyük şirketlerin dışında hala "Personel" bölümü olarak bilinir İK. Hatta halk arasında Halkla İlişkiler bölümü olarak da. Bilinenin aksine genellikle erkeklerin daha çok tercih edildiği bölümdür. Bölüm çalışanlarının mezun olduğu okullarda ise hiçbir kural, kriter aranmaz aslında.

Peki ne yapar İK?

Bu yazdıklarım uygulamadan, pratikten, yani "alaylı İK'cı" olarak gözlemlediklerimden ve sık sık çeşitli vesilelerle bir araya geldiğimiz meslektaşlarımızla konuştuklarımızdandır.

Kurumlara, işletmelere göre değişmekle birlikte en temel görevi yürütülen işlemlerde yasalara uygunluğun sağlanmasıdır. Bu olmazsa olmaz ve her daim geçerli olan görevdir. En küçük işyerinden, en büyüğüne kadar tüm kurumlarda esastır, temeldir.

Sosyal Güvenlik Kurumu, Bölge Çalışma Müdürlüğü, İŞKUR başlıca patronlarıdır yani. Kaç kocalı olduğu bilinmeyen bir meslektir bizimki. Üstüne üstlük, kocaların hepsinin beklentileri yüksek ve önceliklidir. Böyle bakınca, İK yöneticilerinin çok da sevilen kişiler olmadıklarını düşünmek mümkün görünüyor. Hatta daha iddialı bir ifadeyle, İK yöneticilerini seven patron, genel müdür, sendikacı, memur, işçi ya da müfettişlerin ancak % 10 oranında olduğuna inandığımı söyleyebilirim.

İşe alınmayanlar, maaşını beğenmeyenler, terfi edemeyenler, yöneticisini sevmeyenler, yemeklerden hoşlanmayanlar, servisini istemeyenler, temizlikten hoşnutsuzlar, işten çıkarılanlar, hatta çıkarılmayı isteyip çıkarılmayanlar için İK bölümü ve İK yöneticisi hep kötü adamdır. Yönetmekten sorumlu olduğu kaynakla çoğu kez karşı karşıya kalır İK yöneticisi. Patron için de gereğinden fazla sayıda olan çalışanlar, sonu gelmeyen maliyet kalemleri, yolda boş gezindiğini düşündüğü işçi, sigara içenler,işe geç kalanlar, sorun çıkaranlar hep sorumluluğu İK yöneticisine ait kusurlardır.

İK yöneticisi ile ilgili, tüm tarafların sloganı "hemen şimdi ve önce benim için"dir. Bir "iş"in kendisinin insana dair olmasının çetrefilli bir sonucudur aslında bu slogan. İnsani bencilliğin, üstelik "iş yaşamı" gibi vahşi bir arenaya çıkışının tüm şiddetine maruz kalır İK yöneticileri, bazen açıktan açığa, bazen gizli saklı...

Ve arenadaki gösteriye taraf olmak da imkansızdır. Sendikacı için patronun adamı, patron için hep çalışanı düşünen, onlar adına talep eden, gider kalemidir örneğin. İşe alınmayan bir adayın gözünde ya torpil yapan, ya da rüşvet alan olabilir bir anda. Ya da bambaşka ve çelişkili rollerle sahne alması beklenir. Hep empatik olmalı örneğin, herkese karşı, her daim.



Bazen tüm kurum çalışanlarının babası olarak görülür: Ceza ver, ödül ver, para ver, yemek getir, servis aracı sağla, ısıt, maaşına zam yap, disiplini sağla. Bazen ise anne olmak gerekir: Konfor yarat, sır sakla, amire /üste karşı koru, sev, eğlendir, gezmeye götür, bağırsa da kızsa da affet...

Seyirciler, paydaşların hepsi (çalışanlar,yöneticiler, hissedarlar, devlet...) hep haklıdır. Gerçekten de haklılar...Ama her zaman değil...

Çalışanlara gelince, onlar alkol kullanabilirler, bunun şirkete zararı yoktur, işyerinde yapmaz, bulundurmaz ki, işe gelmeden iki kadeh içmişse ne çıkar ki.. Dolaplarında bıçak/çakı bulunabilir, kullanılmadıkça sorun edilmemelidir. Zaten hurdaya ayrılmış bir malzemeyi eve götürmekten ne çıkar ki? 30 günlük maaşları ve sosyal güvenlik primleri şirket tarafından ödendiği ve başka iş yapmaları yasak olduğu halde dışarıda mevcut işlerinin aynısını yapabilirler, bunda da bir sakınca yoktur. Kredi kartı borcunu ödemek, kıdem tazminatını verip tekrar iş sağlamak da İK yöneticisinin görevleri arasındadır. Hastanedeki hastaya, okuldaki çocuğa sahip çıkmak gerekir. Servis aracında çalan müzikten hoşlanmazlar ise sabahın köründe gelen yüzlerce elektronik posta arasında önce bu talebi okuyup çözmelidir. Servis aracı ile istediği semte istediği gün gidebilmelidir çalışanlar. Bugün eve, yarın çarşıya, öbür gün kayınvalidesine mesela. Ama servislerde hep boş yerler olmalı, kimse ayakta yüz metre bile gitmemelidir. Birileri için hep tatlı olmalıdır yemek menüsünde, diğerlerinin tepesi atar buna, neden hep meyve servisi olmadığı tartışılır. Maaş ödeme günü parası mutlaka sabah o uyanmadan bankada olmalı,aynı gün yetmez ki.

Velhasıl zordur İK yöneticisi olmak, hem de çok zor... Arenanın ortasındadır her zaman, seyirciler arasında hiç taraftarı olmayan bir dövüşçü gibi veya topları karşılayan kaleci gibi, üstelik...Alkışlar anlık, bireyseldir genelde.Aynen futboldaki gibi hep kaçırdığın goller konuşulur.

Mesai saati sınırları yoktur mesela İK'cının. Vardiyadaki servisin 10dakikalık gecikmesinde aranır, yemek yetmediğinde çağrılır...Hastalıkta ve sağlıkta, cenazede ve düğünde orada olmalıdır. Herkes bayrama giderken o bayramlaşma töreni, şeker paketi dağıtımını düşünmeli; yıllık izin döneminde izin planlaması, resmi evraklar düzenlemeli ve yıllık izin paralarını ödemeli...

Ve hayat sadece iş yerinde yaşanmaz. Eve varılır gergin, yorgun, stresli... Ama hep güler yüzlü bir anne/baba, eş, gelin/damat, komşu olmak da gereklidir. Başka bir sahne, başka seyirciler ve başka roller. Oyun yeniden başlar, öncekinin yorgunluğu atılmadan. İş hayatı arenasına çıkan bütün dövüşçülerin belki de tek ortak paydası, zaman zaman zihinleri yoklayıverir. Kan ter içinde oynanan bu oyunlar, kimi memnun etmektedir? Asıl olan, oyun mudur?, oyuncu mu?, seyirci mi? yoksa arenanın kendisi mi? Bilinmez...

Belli ki bu kısacık yazıda İK'nın temel görevleri, süreçleri, çalışma sahaları, yetki ve sorumluluklarını sıralamaya başlayamayacağım bile. Kısmet başka yazılara...

Bir gün kitap yazmaya başlarsam eğer, kitaplardan birini, İK yöneticisi olarak yaşadığım bu sıkıntılara, sancılara, arada kalmışlıklara hatta hoyratlıklara ayırmalıyım.

Belki bir diğeri de madalyonun öbür yüzünü anlatmalı. Vefayı, takdiri, sevgiyi, dostluğu, hatırlamayı, güveni, emeği,hazzı, dostluğu... hikaye etmeli bu kez. O arenada "İnsan" olarak kalmayı ve oradan öylece çıkmayı başaranlara adanmalı.

Etiketler: insan kaynakları



İnsan Kaynakları Nedir ki?-Gülçer Yılmaz Aydın - CVyolla.com


Yazar hakkında bilgi:
Gülçer Yılmaz Aydın - CVyolla.com İK Blog sayfasında İnsan Kaynakları makaleleri yazıyor.
Gülçer Yılmaz Aydın
İnsan Kaynakları Danışmanı
gulcer@gulceraydin.com

İstanbul Üniversitesi Psikoloji mezunu. Uludağ Üniversitesi İİBF Yönetim ve Organizasyon üzerine yüksek lisans sahibi. Coşkunöz Holding İK & Kurumsal İletişim Koordinatörlüğü görevinden emekli oldu. İnsan kaynakları ve endüstri psikolojisi üzerine yazılar yazıyor.


Yazara ait diğer yazılar:
+ Tükenmişlik Sendromu
+ Kariyer Hayatına Yeni Atılacak Gençlere Öneriler
+ Çalışan anneyim. Kariyerime ara vermeli miyim, kreş mi, bakıcı mı?
+ İnsan - Şirket

+ Yazara ait tüm yazıları görüntüle >>


İnsan Kaynakları uzmanlarına ait kariyer hayatına dair yazılar

Yazarlar